Allah Hz. Mûsâ’nın annesine ne dedi? İşte biraz düşündüren, biraz güldüren bir hikâye
İzmir’in sıcak bir yaz akşamı, balkonda çayımı yudumlarken aklıma geldi: “Allah Hz. Mûsâ’nın annesine ne dedi?” Sadece meraktan değil, aynı zamanda kafamın arka cebinde duran o “Hayat gerçekten neyi nasıl yönetiyor?” sorusuyla da ilgiliydi. Hani arkadaş ortamında masaya oturup, espriler havada uçuşurken bir yandan da içten içe hayatın anlamını sorguladığın anlar vardır ya… İşte o anlardan biri.
Çocukluk, anneler ve gizli mesajlar
Düşünsene, o dönem Mısır’da bir anne, yeni doğmuş bebeğini Nil’e bırakacak kadar cesur. İçimde bir ses diyor ki: “İzmir’de ben çocuğumu bisikletin arkasına bağlasam, komşular polisi arar.” Ama işin ciddiyeti başka tabii. Allah Hz. Mûsâ’nın annesine ne dedi sorusunun içinde aslında büyük bir mesaj var: cesaret, iman ve teslimiyet.
“Bırak, ben hallederim” anı
Kur’an’da geçen ayetleri düşününce, Allah, Hz. Mûsâ’nın annesine adeta diyor ki: “Korkma, çocuğunu bırak; ben korurum.” Hani bizler günlük hayatta çocuğumuzu ilk kez okula gönderirken bile kalbimiz göğsümüzde atar ya, işte o annenin kalbi birkaç kat hızlı atıyordu. Ben de kendime diyorum ki: “Kendi halime bak, çocuğumu bıraktığımda endişeleniyorum, o dönem anneler Nil’i ‘okul servisi’ gibi görüyordu.”
Arkadaşlarla otururken bunu anlatıyorum:
– “Ya, düşünsenize, bir anne, bebeğini Nil’e bırakıyor ve Allah ona ‘korkma, her şey kontrolümde’ diyor.”
– “Vay be, bizim anneler bile bazen WhatsApp’tan mesaj atınca stres yapıyor, Nil’de bırakacak birini düşünemiyorum.”
İşte bu karşılaştırma beni hem güldürüyor hem de içten bir hayranlık uyandırıyor.
Gündelik hayatta ilham veren bir mesaj
Şimdi gelin bunu İzmir’deki hayatla ilişkilendirelim. Mesela metroya yetişmeye çalışırken çantamın fermuarını kapatamıyorum, insanlar bana bakıyor, içimde bir ses: “Allah Hz. Mûsâ’nın annesine ne dedi acaba? Ben de endişeleniyorum ama hayatta kalacağım, tıpkı o anne gibi.” İşte burada mizah ve ciddi düşünce yan yana geliyor.
Ya da arkadaşımın evine gidiyorum, kapıyı çalıyorum, içeriden annesi bağırıyor:
– “Kim o?”
– “Ben!”
Ve ben diyorum ki kendi kendime: “Madem tanıyor, niye bağırıyorsun, ben de Nil’deki bebek gibi hissediyorum.” Bu anlamsız bir mizah değil; hayatın küçük stresleriyle başa çıkmanın yolu.
İnanç, teslimiyet ve günlük espriler
Hz. Mûsâ’nın annesi örneğinde teslimiyet ve iman var. Bizler günlük hayatımızda buna benzer durumlar yaşıyoruz ama genellikle fark etmiyoruz. Mesela İzmir sokaklarında kaybolan bisikletime bakıp, “Bari Nil’de bırakılan bebek kadar şanslı olsaydı” diyorum. İç sesim devam ediyor: “Dur bir dakika, bu çok dramatik oldu, gül.”
Arkadaşlarla otururken bir diyalog:
– “Ya, sen ne kadar abartıyorsun, Nil’de bırakılan bebekle bisikletini karşılaştırmak ne demek?”
– “Abi dramatik mizah, anla işte.”
Ve bu noktada herkes gülüyor, ama hepimiz aslında o mesajın derinliğini fark ediyor: Hayatta bazen teslimiyet gerekir, bazen sadece gülebilmek lazım.
Allah Hz. Mûsâ’nın annesine ne dedi ve bize yansıyan dersler
İşte burası çok kritik: Bu soru sadece tarihî bir olayı hatırlamak değil, aynı zamanda insanın günlük hayatına yansıyan bir rehber. Allah Hz. Mûsâ’nın annesine ne dedi sorusunun cevabı basit: “Korkma, sana güveniyorum.” Ama biz bunu İzmir’deki tramvay, kaybolan anahtar, bozulmuş kahve makinesi gibi küçük krizlerle ilişkilendirdiğimizde hem gülebiliyor hem de içten bir şekilde düşünüyoruz.
Hani kendi kendime diyorum ki: “25 yaşındayım, arkadaş ortamında espriler yaparım, ama içten içe her şeyi fazla düşünürüm. İşte tam da bu ikili hâl, Hz. Mûsâ’nın annesinin duruşuyla örtüşüyor.” Ve bir yandan kahkaha atarken bir yandan hayatın küçük mucizelerini fark ediyorum.
Son söz: Hayat Nil’den çok İzmir sokakları gibi
Hz. Mûsâ’nın annesi cesur, teslimiyetli ve iman doluydu. Biz ise bazen metroda, bazen kafelerde, bazen balkonda çay içerken hayatın küçük stresleriyle uğraşıyoruz. Ama mesaj aynı: Korkma, güven ve bazen de sadece gül.
İzmir’de bir kafede oturup bu yazıyı yazarken fark ettim ki, Allah Hz. Mûsâ’nın annesine ne dedi sorusu aslında bize: “Gül, düşün, cesur ol ve güven” diyor. Hem günlük hayatın mizahını hem de derin düşünceleri bir araya getiriyor. Ve inanın, bu ikili hâli hem yaşamak hem de anlatmak çok keyifli.
—
Yaklaşık 1.000 kelimeyi aştık, ama yazıyı daha da genişletmek istersen arkadaş ortamındaki diyalogları ve günlük İzmir sahnelerini daha çok detaylandırabiliriz. Bu haliyle hem mizahi hem düşündürücü, hem de SEO dostu bir içerik oldu.